|
Bir Kemençe Ustasının Portresi 1960 senesi Mart ayının ikisinde (yıl ve ay tamam ama gün ne kadar doğru bilinmez) o zamanki adıyla Şadı’da (şimdi Çatalağaç oldu, nedendir bu da bilinmez) doğdu. Çebiç ve kuzularla haşır neşir olduğu çağlarda ilkokula başladı. O zamanlar ne sekiz yıllık eğitim vardı ne de taşımalı sistem… Dahası araba yolu bile gitmiyordu o topraklara, bu nedenle her gün köyden Tıkılbükü’ne kadar yürümek ve yine akşamleyin aynı yolu yürüdükten sonra birde Givre veya Deregözü’nden gidip hayvanları alıp eve getirmek vardı kaderinde. Ama inkâr etmemek lazım; seviyordu hayvanları ve onlarla birlikte geçirdiği zamanı ve yine seviyordu onları dağdan sürerek eve getirip o yavrulu koyunların kuzularıyla buluşma-sını… Tıkılbükü’ne gidiş geliş çok fazla sürmedi. Bir sene sonra Derindere mahallesine hem de kendi kullan-madıkları dede evlerine okul açılınca yol yürüme derdinden kurtuldu. Artık çok sevdiği hayvanlarına daha çok vakit ayırabilecekti. Bu duygularla ilkokul ikinci sınıfa evinin beş metre yakınındaki okula devam etmeye başladı. Sabahleyin hayvanları kovuyor (kovabiliyor-eskiler iyi bilir) akşamleyin de gidip eve geri getirebiliyordu ve kendisi memnun ailesi memnun geçinip gidiyorlardı. Bu şekilde geçen dört seneden sonra ilkokuldan mezun oldu. Artık bir yol ayrımındaydı, ya tamam ya da devam demenin yol ayrımında.
Köye döndükten sonra kısa bir dönem eskiden kalan işleri yapmakla geçirdi yaşamını. Daha sonra o zaman herkesin denemiş olduğu gurbet hayatını denemek için Bursa ilinin yolunu tuttu. Burada beş ay kalmıştı ki okuldaki akıbeti tekrarlandı. Ailesi okumasını istemediği gibi Bursa’ya yerleşmesini de istemiyordu ve çaresiz köyün yolunu tuttu. Maalesef çare yoktu ve Şadı’nın yolları yine görünmüştü. Nurettin’in ilk kemençe denemeleri de bu yıllara rastlar. 1984 ve 1985 yıllarında amatör olarak köyde kemençeyle ilgilendi. İlk kez kemençeyi eline alıp da bir düğüne çıktığı zaman tarihler 1986 yılını gösteriyordu. O tarihte ilk kez kemençeyle bir düğüne çıkmış ve düğünü alnının akıyla bitirmişti. Bu girizgâh onun kaderini belirleyecek, bu tarihten sonra Şadı köyünde yapılacak bütün düğünlerin yegâne kemençecisi kendisi olacaktı. 1986 yılında anne ve babasından ayrılarak kendi evine taşındı ve o tarihten sonra da talihsizlikler yakasını bırakmadı. Bu zamana kadar olan iki erkek çocuğunu kaybetmişti. 1986 yılında Ceyhun doğdu, sanki talihsizlik yakasını biran bırakmış ve doğan evladı şanssızlığa meydan okurcasına hayata tutunmuştu. Ne var ki 1988 yılında yine bir doğum talihsizliği ve kaybedilen üçüncü çocuk. Yıllar birbirini, acılar ve sınamalar kendisini takip etse de, o tüm bu şanssızlıklardan alnının akıyla çıkmasını başaracak ve ardı ardına gitmiş olduğu düğünlerden sonra Şadı ve çevre köylere adını altın harflerle yazdırmayı başaracak, buralarda yapılan düğünlerin vazgeçilmez mehteri olacaktı. İlk kez Çaylama’dan dinlediği kemençeyi Mustafa Pir’in eşsiz yorumuyla pekiştirmiş, Ziya Şadi’nin havalarıyla bir yandan duygularını perçinlerken öte yandan kemençeye ölümüne sevdalanmış ve aşağıda okuyacağınız parçaların unutulmaz yorumcusu olmayı başarmıştı... Avuçlarımdan içtin suyunu kana kana, Çiselerdi gözlerin komar yapraklarına, Çiselerdi gözlerin avu yapraklarına… Yare selam eyleyin gökteki uçan kuşlar, Ben ona doyamadım, doysun kara topraklar, Ben yare doyamadım, doysun kara topraklar… Çaya indim çay susuz yeşil gözler uykusuz, Yaşamak neye yarar, yar bensiz bende onsuz, Yaşamak neye yarar, yar bensiz bende onsuz… Yare selam eyleyin gökteki uçan kuşlar, Ben ona doyamadım, doysun kara topraklar, Ben yare doyamadım, doysun kara topraklar… Bu dizeleri bir dönem onun yorumundan dinleyip de kendini dağlara vurmayan var mıdır bilemem. Açamam kapıları giremem odalara, giremem odalara oyy… Kim yerse yesin dedin, attın beni dağlara… Kim yerse yesin dedin, attın beni dağlara, atma beni dağlara oyy…
Yorganımız yoğudu ben üşürdüm üşürdüm, ben üşürdüm üşürdüm oyy… Yok muydu beni seven, hep seni düşünürdüm… Yok muydu beni seven, ben seni düşünürdüm, hep seni düşünürdüm oyy…
Oy kavaklar kavaklar açar yeşil yapraklar, açar yeşil yapraklar oyy… Ben seni saramadım, sarsın kara topraklar… Ben seni saramadım, sarsın kara topraklar, sarsın kara topraklar oyy... 13 Nisan 2008 Pazar günü aramızdan ayrılarak bize kötü bir şaka yapan Nurettin'imizin bu gökkubbe altında hoş bir seda olarak kalan sesi bizim sesimizde devam edecek. Güle güle güzel insan...
|
||||